|

İnsan, öyle bir varlık ki, hem içinde var olduÄŸu doÄŸaya mahkûm, hem de o doÄŸaya hükmeden en büyük efendi… Bütün efendiler gibi kendi mahkûmiyetinin farkında bile deÄŸil… Aslında bir büyük döngü bu ve o döngü içinde doÄŸa, ya da bir baÅŸka söyleyiÅŸle çevre… Hepimiz biliyoruz ki, niteliÄŸi önemli olmakla birlikte ÅŸu an önemsiz olan yaÅŸama hakkımızın olmazsa olmaz varlığı olan çevre, kendisine hükmeden efendisinin parayı tutan kirli elleriyle artık tamamıyla yok olmaya doÄŸru gidiyor… Kocaman bir taÅŸ küreyi ısıtmayı baÅŸaran insan azınlığı olan sermayenin gücünü düşünüyorum da… Canım sıkılıyor…
İnsanların, daha doÄŸrusu para ve yönetim iktidarını elinde bulunduranların oburluklarıyla büyük bir tükeniÅŸe doÄŸru giden doÄŸal çevre, artık insani bir duyarlık olmaktan çıkıp, bir yaÅŸam hakkı savunusu haline geldi, o nedenle seslerimizin, itirazımızın daha yüksek çıkması gerektiÄŸini düşünüyorum ben de…
Soruna teknik ve bilimsel argümanlarla baktığımızda birçok nokta kendiliÄŸinden beliriyor. Aslında bu amaca hizmet eden iÅŸin ehli birçok bilimsel çevre kuruluÅŸları var; onların attıkları çığlıklar yükseliyor kendi dillerinde… YaÅŸadığımız çevreye şöyle sıradan bir bakış bile bu tür teknik ve bilimsel dayanaklara gerek duymadan da bu tükeniÅŸi görmeme yetiyor ve canımın sıkıntısını arttırıyor…
Sıkıntımın nedenlerini anlamam ve anlatabilmem için, bilgi ve birikimimi en alt noktalara getirerek, düşünmeye çalışıyorum:
Para ve paranın sağladığı oburlukları artırmak için doğayı tahrip edenlerin, çevreyi geri dönülmez şekilde kirletenlerin diğer insanları düşünmedikleri kesin. Ama kendi çocuklarını ve yakınlarını neden düşünmüyorlar? Acaba kazandıkları para ile yaşam için gerekli olan temiz suyu, temiz havayı, ormanları, doğayı alabileceklerini mi sanıyorlar? Ya da bizlere söylemedikleri uzayda bir yerde bunları sağladıkları, depoladıkları ortamlar mı var?
Eğer para ile alabileceklerini sanıyorlarsa çok yanılıyorlar. Çünkü yok olan temiz su kaynaklarını, doğal ortamları bol sıfırlı milyar dolarlarla alamayacaklar. Onlar da biliyorlar, olmayan şeyler, hiçbir paraya alınamaz.
Bu yaz Kaz DaÄŸları eteklerindeki Hasan BoÄŸuldu’ya gittim. Harika bir doÄŸa parçası. Dereden buz gibi su akıyor, etraf çam aÄŸaçlarıyla dolu, cıvıl cıvıl kuÅŸ sesleri. Bir kaç yıl önce yine gitmiÅŸtim. Ertesi gün Ayvalık tarafına doÄŸru giderken Kaz DaÄŸlarını seyrettim yer yer beyazlıklar gözüme çarptı. Daha önce oralar hep yeÅŸil görünürdü. Ya çam aÄŸaçları var ya da zeytinlikler, boÅŸ yer yoktu. Belli ki aÄŸaçlar kesilmiÅŸti, üzüldüm. O yeÅŸillikler birkaç yüz yılda ancak oluÅŸabiliyor.Sonradan öğrendim ki Kaz DaÄŸların'da altı ÅŸirket altın aramaya baÅŸlamış.Alpler'den sonra ikinci oksijen deposu olan bu yerde;aÄŸaçlar kesilecek,siyanür kullanılarak altın çıkarılacak.Çok yazık..Åžu ana kadar dünyadaki çıkarılmış olan altınlar,bu eÅŸsiz doÄŸa parçasını yerine koyabilir mi?
İzmir’e giderken de Akhisar’a varmadan tepelerin üzerinde yedi tane rüzgâr tribünü gördüm; rüzgârla dönüp elektrik üretiyor, bunu duyunca çok sevindim. Çünkü elektrik üretirken çevreyi kirletmiyor, yenilenebilir güç kullanıyordu. “Bedava ve temiz olan güneÅŸ enerjisini, rüzgarı neden kullanmıyoruz da kömürle, doÄŸalgazla çalışan santral kuruyoruz, nükleer santral kurmak için uÄŸraşıyoruz?” diye sordum kendi kendime.
Yaz ayları boyunca sık sık orman yangınları haberlerini izledik içimiz sızlaya sızlaya. Bir tarafta susuzluk var, küresel ısınma var. Göllerimiz kuruyor, yeraltı sularımız tükeniyor. Ama küresel ısınma nedenlerinden olan havaya salınan karbon gazlarını emen, yeraltı sularının toplanmasında büyük katkısı olan ağaçları, ormanlarımızı ya yakarak ya da maden işletmesine feda edilerek kesilmesine, yok edilmesine göz yumuyor ya da yardımcı oluyoruz. Yaşadığım şehirde de tek yeşil alan dinlenilebilecek bir park alanında ağaçların bir kısmı kesilerek yeni yapılar oluşturuldu, çevreyi güzelleştirmek adına yapıldığı söylendi bu icraatlar hem de... Bence çevreyi güzelleştiren yeşilliktir, ağaçtır. Onlarca beton yapının veremediği güzelliği birkaç tane ağaç verir. Yeşile kıymayın. Bu çok acı bir çelişkidir. Birçok insan gibi ben bu durumu kabul etmiyorum.
Bu çevre bu doğa bize, bizden sonraki kuşaklara gerekli. Çünkü başka bir dünya yok.
Diye düşünürken, birden yaÅŸamın, bu kadar naif bir toplam olduÄŸu gerçeÄŸi gelip yine önüme dikildi.. Ancak o noktada, yaÅŸamın böyle algılanıp yaÅŸandığı ama bu naiflikte yönetilmediÄŸi gerçekliÄŸi bir kez daha uyardı zihnimi… Biliyorsunuz; Nobel Barış Ödülü bu yıl, insanlığın yaÅŸadığı bu ve diÄŸer sorunların en büyük sahibi olan ABD’li bir siyasetçiye verildi, paylaÅŸtırıldı, Al Gore.. BildiÄŸimiz gibi bu kiÅŸi eski ABD baÅŸkan yardımcısı, geçen dönem baÅŸkanlık yarışını kazandığı halde mahkeme kararıyla Bush’a kaptıran bu sonradan çevreci olan siyasetçi, çektiÄŸi belgeselle Oscar yarışmasına da katıldı… Önce çevreyi yok eden politikalar içinde ol, sonra da o politikaların sonuçlarını anlatan belgeseller çek ve barış ödülünü al, yine can sıkıntım arttı, doÄŸa bu siyasetlerle, onların kurumlarıyla, sanatsal, bilimsel argümanlarıyla yönetiliyor.
Koca taÅŸ küreyi ısıtmayı baÅŸaran ve iklim deÄŸiÅŸikliÄŸine uÄŸratan insan soyu bunlardan ibaret deÄŸil elbette; bilindiÄŸi gibi birçok kurum ve kuruluÅŸ bu çabayı harcıyor. Eski ABD baÅŸkanının kafasına koca dünya düşmüş bile, yaptığı çalışmalar yine de önemli, çünkü doÄŸruya giden her ses hedefi bulur, diye düşünmek gerekiyor…
Kyoto protokolünü imzalamayan iki ülkeden biri ABD, diğeri Türkiye. Her iki ülke yönetiminden de yaşam hakkımızı savunma adına rica etmiyor, istiyoruz, haykırıyoruz:
Kyoto protokolünü imzalayın ve imzalayıp uygulamadığınız birçok uluslar arası anlaÅŸmada yaptığınız yanlışı yapmayıp, protokolün gereklerini bir an önce yerine getirin… İnsan ve onun içinde bulunduÄŸu, yarattığı, var ettiÄŸi ve ÅŸu an yok etmek üzere olduÄŸu doÄŸa için en temel ilke yaÅŸama hakkıdır çünkü… |